Son yıllarda dünya geneli ve Türkiye özelinde yaşanan gelişmeler, özellikle “doğulu” bir kimliğe sahip yurdum insanında farklı görüş ayrılıkları yaşatsa da insanlarımız “doğulu” tabiatları gereği gelişmelere duygusal bir ruhaniyetle vatan, bayrak ve dini hassasiyetleriyle yaklaşım gösteriyor.

 

Bu yaklaşım elbette “doğulu” kimlikteki Anadolu insanının tamamiyle sözde iç güzelliğiyle açıklanmaya çalışılıyor birilerince. Özellikle son birkaç yılda güzel ülkemizde yaşananlara bakıldığında sözde naif yurdum insanının fırsatçılığın dibini sıyırdığını hemen herkes görecektir. Esasen bu konu daha etraflıca konuşulması ve tartışılması gereken bir durumdur ancak insanımızın kendi menfaat ve çıkarları söz konusu olduğunda ne o kadim Anadolu kültürünün ne de evrensel insani değerlerin yanı sıra vatan, bayrak ya da dini hassasiyetinin kalmadığı ayan beyan ortadadır.

 

Doğu toplumları tarih sayfalarında pek çok örneğinin yer aldığı şekilde her zaman olaylara duygusal (daha doğrusu şahsi çıkar ve menfaatleriyle) yaklaşmıştır. Bu noktada cesareti olan kendi öz eleştirisini yapabilir, iğneyi başkasına çuvaldızı da kendine batırabilir. Kadim Türk tarihinde de her zaman devlet kutsal kabul edilmiş, devletin bekası şahsi çıkar ve menfaatlerin önünde görülmüştür. Ancak geldiğimiz noktada yaşanan bu darboğazda yine kutsallar dillere pelesenk olmuş arka planda ise menfaat ve şahsi çıkarlar kişilerin en kutsalları olmuş. Dillerde vatan, bayrak, din iman aşkı, gönüllerde ise daha çok kazanma şehveti yanıp tutuşmaktadır. Halk böyleyken o kadim Anadolu insanının ne kadar iki yüzlü olduğu da günbegün ortadadır.

 

Dücane Cündioğlu’nun “Allah'tan Kitap'tan dem vuran adamın ne dediğine değil ne yediğine bak, çünkü dediği iddia, yediği ispattır.” cümlesi yukarıda çok kısa bir şekilde özetlemeye çalıştığımız durumun belki üzerine sayfalarca yazılar yazılacak, saatlerce belki günlerce konuşulacak net bir ifadesidir. Bugün vatanını en çok sevdiğini iddia edenlerin yaptıklarına şöyle bir bakın. Kamudan özel sektöre kadar vatanını en çok seven insanların aslında vatanına en çok ihanet eden insanlar olduğunu görürsünüz. Kamu kaynaklarını fütursuzca harcayanlara, mesaiye gitmeden devletten maaş alanlara, işi ehline vermeyenlere, eş dost akraba ve bilumum tanıdıklarını hiçbir vasfı ve yeterliliği olmadan bir yerlere yerleştirenlere baktığımızda “Anadolu İrfanı” diye tabir edilen masum ifadenin ne kadar boş olduğunu görüyoruz.

 

Şöyle bir dönüp bakın Sivas’a... Kamu kurumlarında kişilerin değil boş koltukların aldıkları maaşları bir hesaplayın hele. Bir bakın ki neler göreceksiniz neler! Hem devlette kadrosu olan hem de devletin o gücünü kullanarak farklı farklı yerlerden binlerce lirayı hesaplarına yatıran ağabeylerimiz var bu memlekette. Bu bahsettiğimiz ağabeylerimiz devletini milletini seviyorsa bizler devletimizi seviyor olamayız tabiî ki. Zira devleti sevmek için devletten deve yüküyle hak ettiğimiz paraları kazanmamız gerek herhalde. Bir de bu ağabeylerimiz memleketin mihenk taşı. Ne hikmetse yaklaşık 600 binin üzerinde nüfusu olan Sivas’ta sadece 5-10 tane aklıselim, işinin ehli insan var. Şaşıyorum.

 

Yazdıklarımız elbette bir kuru iftira değil. Bizim satırlarımıza döktüklerimizi sizlerde çok iyi biliyorsunuz. Ancak yukarıdaki satırlarımızda da zikrettiğimiz üzere bu ağabeylerimizin kendine çuvaldız batıracak cesareti yok. Ancak Allah’ın kesin bir dille affetmeyeceğini söylediği kul hakkı yemeye cesaretleri var.

 

Mesaiye yapmadan maaş alanlar, akşam servisi kaçacak diyerek mesai bitmeden dairesini terk edenler, milyonlarca liralık yatırımları ehli olmadığı halde birilerine peşkeş çekenler, kamu ve kamu şirketlerine oğlunu-yeğenini-hemşerisini yerleştirenler… Saymakla bitmez bunlar ve bitmeyeceklerde. Tek dertleri mal mülk kazanmak olanlar, evini-arabasını sıfırlamayı düşünenler, üçe aldığını otuza satanlar, kamunun hakkını gasp edenler, daha neler neler… Bu memlekette donanımıyla, aldığı eğitimle, verdiği emekle, döktüğü alın teriyle bir şeyler kazanamayan insanlar varken bir de sadece soy isimlerinin ağırlığıyla kazananlar var. Bu memleketin evlatları yetim öksüz. Bu memleketi yöneten ya da söz sahibi olanlar da bunlara göz yumarken kul hakkıyla gidecekler bu dünyadan.

 

Bırakın kardeşim maval okumayı! Vatanını en çok seven işini en iyi yapandır!