Son neşriyattan beri günlerimi umum ahali hangi gündemle meşgul diye etrafa bakınarak geçirdim. Ne çıkıyorsa bizim genel basınızın muhalif leşkerlerinden çıkıyor. Günlerce sosyal medyada kral çıplak diye Don Kişot’luğa soyunmuşlar.

Hikâyelerine göre, güya kimsenin gıkını çıkaramadığı krala bir sabi “Kral Çıplak” diye bağırmış, kralın da ahmaklığı ve kandırıldığı ortaya çıkmış. Bunlar da evirip çevirip o hikâyeyi yazıp duruyorlar.

Tam da bir kuş gördüm ayağını nallatır, aleme ne dersler anlatır dedikleri cinsten…

Kimin umurundaysa!..

Adam kral bi kere… Kralın ne olduğunu bilmesek, hikâyedeki kralı saf, aptal, ahmak, halktan kopuk, dünyası saraydan ibaret biri gibi yutturacaklar.

Hayır, kral çıplaksa sana ne? O da dönüp, “Ulan yarınız itten aç, kalanınız yılandan çıplak, bana mı laf ediyorsunuz?” dese, maaşını alamamış Bulgar askeri gibi surat yapacaksın. Mahcup mazlum arkanı dönüp başın önünde gideceksin.

Ulu orta olmayan elbisesini sağa sola sallayarak, halka, “Nasıl buldunuz?” diye kaşıyla gözüyle maslahatı işmar etmesi, onların da “Böylesini ilk kez görüyoruz kralım. İzin ver dokunalım bi kez” diye heveslenmesi hikâyenin asıl özünü oluşturuyor.

Kendini ne riske edecek abi halk? Zaten alayı hilkatten kurnaz.

Bak ben bu kralların içinde İdi Amin’e bayılırım mesela. Deha adam. Kralın yirminci yüzyıl uyarlaması. Acemi erlikten generalliğe kadar yükselince, bakmış ülke saçma sapan demokratik usullerle yönetiliyor; “Böyle idare mi olur lan!” deyip cumhurbaşkanı yurtdışına çıktığı gün gidip koltuğuna oturmuş. “Kral benim!” diye kükreyince de ülkede alkış kıyamet kopmuş. Ahaliye düğün bayram gerek.

Adamda icraat üstüne icraat. Mızıkçı muhalif tayfa, “Seçim isterüük” diye bağırmaya başlayınca, dillerini kestirip yemiş. Konuşmayıp yazanların ellerinden de paça çorbası yaptırmış. E, sakadat seviyor ve tasarruflu adam.

Hayır, bir de yardımsever, inanılmaz… Bakmış ülkede kadın fazlalığı var, hepsini eş yapmış kendisine. Arızayı çıkaran ülkedeki Hint asıllılar olmuş. “Bizimkilerden kral karısı olmaz beyim” diye mızmızlanınca hepsini anadan üryan sınır dışı etmiş. Ülkenin el emeği göz nuru dokuma donlarının, atletlerinin yurtdışına çıkmasına bile izin vermemiş.  Nankör Hintliler. Bir kadın ne la!...

Bazı pazarlamacı uyanıklar gitmiş bu krala, “Bu kadar karınız var, size gergedan boynuzu lazım. Sabah suda bekletip suyunu için, akşam ezip kendisini yiyin. Immmmm… Yataktan çıkmazsınız!” demişler. Ben kralın da pratik çözümlüsünü severim. Ne uğraşsın adam boynuzla, suyuyla, püsürüyle. Boynuzu yiyip faydasını görenlerin malum organlarını koparttırıp yemiş.

Kökten çözüm… Direkt netice… 

Böyle krallar dış politikada da iyidir haa… Mesela Tanzanya Cumhurbaşkanı ile bir kez sorun yaşamışlar, adamın ağzını burnunu kırmak için zorla boks ringine çıkarttırmaya çalışmış. Zor kaçıp kurtarmış toplantıdan. “Deyyusu kaçtığı yere kadar kovalayın” diye orduya emir verince otuz bin kişilik kuvvet Tanzanya’da perme perişan yenilmiş.

E tabi, el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanır. Bunu da bilmesi lazımdı ki, bilememiş. Bizi ilgilendirmiyor ama adam Suudi Arabistan’da Müslüman olarak ölenlerden. El hak, bu yüzden Allah rızası için kafa kesenlere de kızmamanızı salık veririm.

İşte onun için “Kral çıplak” hikâyesinde yaşananlar entel takımının uydurmasıdır.

Bugün bile bazı ülkelerde akıllı ahali, kral osursa koklamak için otobüs otobüs sarayına koşuyor. Tiz zamanda kelleleri burçlara dikilesice üç beş saray muhalifinin, “Necaset kokusundan geçilmiyor” diye mızmızlanıp burnunu tıkamasına rağmen averaj aptal seviyesindeki çoğunluk, “Oh beee misk-i amber. Keşke şişeye de doldurabilip sabah akşam içimize çekeydik” diye kahırlanıyor.

Yoksa, kahir ekseriyet, “Yine neyi yedin de pis pis kokuttun?” diye soracak olsa, Kral da üryan geldim, üryan gezerim havalarına girer mi?

Neymiş hikayedeki çocuk aptalı oynamamış, “Kral çıplak” diye bağırmış da kral kendine gelmiş. Ulan sabi ne bilsin çıplağı giyiniği? Araştırmaya değer bulmadım ama hadise, anasının zorla don giydirmesine öfkelenip, “Kral da çıplak ya anaa… Ben niye don giyiyoruuum” diye bağıran bir haylaz veletten ibaret. Çünkü zaten halkta da var olan ipiyle kuşağı… Çekip çıkarsan onlar da çıplak.

Hal bu ki, hikâyedeki kralın asıl amacı, tükenmişlik sendromu yaşayan halka antidepresanı direkt zerketmek.

Olay tastamam bu risaledeki gibidir. Kralı yakinen bilirim. Saf ipeklere, kürklere bürünüp gezmek yerine halkın içine çırılçıplak dalması, kibir yapmamasındandır.

Yoksa ataların, “Yeşil bağla ala karşı, yakışmazsa öldür beni!” serzenişi gibi kral ve avanesi ile cebelleşmek nafile… “Yakışmadı” dedi mi öldün gitti…

Maazallah, “Kabirden çıkıp gezer salını salını, kimse bilmez evliyanın sırrını” durumuna düşersin ki, evliyalara karışman an meselesi olur.

Benden söylemesi…